Download ihsan eliaçık - mülk yazıları - inşa yayınları PDF

Titleihsan eliaçık - mülk yazıları - inşa yayınları
File Size31.6 MB
Total Pages198
Document Text Contents
Page 2

MÜLK YAZİLARİ

GÖKLER VE YER ALLAH'TAN BAŞKASINA MI KALACAK?

Yazan: R. İhsan Eliaçık
ihsaneliacik.org

Tashih - Düzeltme:
Atilla Fikri Ergun

Kapak Tasarım
ve İç Düzen:
Yasin Muaz

Baskı:
İstanbul Matbaacılık
0(212) 482 51 66

OCAK I 2011

İNŞAYAYINLARI
insayayin lar i .com
KIZTASI CAD. 13/4-5 FATİH/İSTANBUL
0(212)621 24 74

MÜLK
YAZILARI

GÖKLER VE YER ALLAH'TAN BAŞKASINA MI KALACAK?
HADİD/10

R. İHSAN ELİAÇIK

Page 99

19U | M Ü L K Y A Z I L A R I

"Mülk Allah'ındır" anlamına gelen bu söz, son tahlilde "Mülk
hiç kimsenin değildir" manasına gelmektedir. Yani bununla şöy-
le denmek isteniyor adeta;

"Mülk senin, benim, onun, kabilenin, putların, Ali'nin, Veli'nin,
Selami'nin, şirketin, devletin, herhangi bir kurumun, kuruluşun,
aracıların, şefaatçilerin, rahiplerin, hahamların, din adamlarının,
mabedin, tapmağın vs. değildir. Görünür, somut hiçbir şeyin ve
hiç kimsenin değildir! İnsan idrakinin dışında kalan, ancak his-
sedilen, iman edilen, varlığı ve birliği sezilen, ezeli ve ebedi olan
büyük ve yüce bir gücündür elinizde olan ve kazandığınız her ne
varsa... Eğer mülkün sahibinin kendiniz olduğunuzu sanıyorsa-
nız öldüğünüzde hepsini yanınıza alıp mezara götürün bakalım.
Neden yığıp biriktiriyorsunuz da sonunda ölünce yığıp biriktir-
diklerinizi yanınıza alıp götüremiyorsunuz? Mezara mı sığmıyor?
O zaman saraydan mezarlar yaptırın da oraya yığın! Orada çü-
rüyecek mi? İsterseniz naftalinleyin, turşusunu kurun! Topu topu
altmış-yetmiş yıllık bir geçici kullanıma sahipsiniz. Şu halde bü-
tün bunların nasıl sahibi olduğunuzu iddia edebiliyorsunuz? Nasıl
"Benim malım, benim mülküm" diyerek böbürlenip duruyorsu-
nuz? Şu yeryüzüne, şu gökyüzüne, şu dağlara, şu taşlara bir bakın.
Hangisi "benim" diyebilirsiniz? Hangisini siz yaptınız? Hangisini
yanınızda mezara götürebilirsiniz? Apaçık olan gerçek şudur: Bü-
tün bunlar sizin değil! Siz öleceksiniz ve onlar olmaya devam ede-
cek. Şu halde bu böbürlenme, bu korkunç egoizm neyin nesidir?"

İkbal'in dediği gibi;

"Allah bize toprağı meta diye vermiştir

Bu meta bedavadır, bedava!

Ey en büyük çiftçi! Benden ince bir söz kabul et

Topraktan rızkım ve mezarını al, kendini alma!"

Kapitalizm ve Komünizm
Mülkün, bireyin, tacirin, şirketin olduğunu söylemekle, toplu-

mun veya devletin olduğunu söylemek sonuçta aynı şeydir. Daha
doğrusu aynı mantığın, aynı düşünüş kalıbının ürünüdür. Bir mad-

K A P İ T A L İ Z M İ N P A N Z E H İ R İ : L E H U ' L - M Ü L K | 195

di, somut nesneden öbür maddi somut nesneye aktarıyorsunuz.
Birinin mülk üzerindeki hakimiyetini kaldırıp diğerininkini ge-
tiriyorsunuz. Hâlbuki mülk, bu anlamda hiç kimsenin değildir!
Ne bireyin, ne tacirin, ne şirketlerin, ne toplumun, ne devletin,
hiç kimsenin değildir ve olmamalıdır. Mülk bütünüyle Allah'ındır.
Bunun tabii ve mantiki sonucu ise aramızdan kim olursa olsun
herhangi birinin veya birilerinin mülk üzerinde mutlak egemen-
lik iddiası kuramamasıdır. Sonuç itibariyle bu mülkü «hiçliğe»
bırakıştır. Çünkü sonuç itibariyle «Allah'ın» demek, dünyevi an-
lamda «hiç kimsenin, hiçliğin» demek olur. Bu ise bütün görke-
mi içinde insanoğlunu öne çıkarır. Onun tüm somut bağlardan
ve zincirlerden azat ederek özgürleştirir. Tacire köle yapmadığı
gibi devlete de köle yapmaz. «Kapitale» mahkûm etmediği gibi
«kolektiviteye» de mahkûm etmez. Bunun adı tam anlamıyla
«özgürlük» tür.

Başlangıçta «felsefe» böyle kurulunca arkası çorap söküğü
gibi gelecektir. Kapitalizm veya Komünizm adıyla geçen bir kaç
yüz yıl boyunca kıran kırana yürütülen savaşın bir anlamının
kalmadığı görülecektir. Çünkü komünizm, aynı «maddi» düşünce
kalıpları içinde kaldığı için kapitalizme alternatif olamamış
ve olamayacaktır. Kaldı ki, kapitalizme «alternatif» olmaya
çalışmanın bizzat kendisi esas sorundur.

Çünkü kapitalizm, insanlık tarihi içinde fıtri ve tabii olanın tüc-
car, tefeci ve sermaye lehine, diğer tüm geri kalanların da aleyhine
bozulması durumudur. Yani bir sapma ve inhiraf halidir. Tüccarın,
tefecinin ve para sahibinin öne çıkarak diğer her şeye egemen
olması, belirlemesi, herkesi kendi çıkarları doğrultusunda kullan-
maya kalkışmasıdır. Bu ise tabii ve fıtri dengenin bozulmasından
başka bir şey değildir.

Komünizm de insanlık tarihi içinde fıtri ve tabii olanın toplum,
devlet, kolektivite, müştereklik lehine, diğer tüm geri kalanların
da aleyhine bozulması durumudur. Yani bu da bir sapma ve inhi-
raf halidir. Toplumun, devletin, kolektivizmin öne çıkarak bütün
her şeye el koyması, bireyi bu müştereklik içinde boğması, şirket
ve holding ağalarının yerini devlet, parti ve politbüro ağalarının

Page 100

19U | M Ü L K Y A Z I L A R I

alnıası durumudur. Yine ağa var, yine patron var, mülk yine biri-
lerinin tekelinde.

Fıtri ve tabii olan, mülkün «hem sahibi hem değil» durumunun
yaratılması halidir. «Mülk Allah'ındır» dendiğinde mülkün gerçek
sahibi ilan edilmiş oluyor ve hiç kimse «benim» diyemiyor. Fakat
Allah bir nesne olmadığı için, aramızda dolanan bir tacir, bir kişi
veya kurum olmadığı için, bunun sonuçta yeryüzünden birileri
tarafından sahiplenilmesini gerektiyor. Öte yandan bu sahiplenme,
mülkün ilk sahibi bilindiği için sonuç olarak «emanete» dönüşüyor.
Bu emanet de kişiyi azgın bir sahiplik edasından kurtarıyor. Mal
ve mülk şehvetini frenliyor, ahlakileştiriyor.

Demek ki, sorun dönüp dolaşıp «ahlaki insanın» ortaya
çıkarılmasında düğümleniyor. Ahlakileşmiş insan olmadıktan
sonra «ekonomi-politik» formüller bir yerde duvara tosluyor.
İnsanoğlunda mal, mülk edinmek fıtri bir duygudur. Bunun önüne
geçmek fıtrata müdaheledir. Öte yandan malı mülkü olanın efe-
lenmesi, öne çıkması, geri kalan bütün her şeyi belirlemeye, yön-
lendirmeye çalışması da toplumun fıtri akışına müdahaledir. En
değerlileri tüccarları, para babaları olan toplum da, politbüro üye-
leri, parti ağaları, devlet zabitleri olan toplum da kokuşmuş de-
mektir.

Üçüncü Yol
Modern çağda dünyayı ikiye bölen kapitilast ve komünist blo-

klar insanlığı epeyce yormuştur. Adam Smihth ve Kari Marks
fikriyatları arasında geçen yüz yıl boyunca kıyasıya süren savaşlar
insanlığa pahalıya mal olmuştur. Her ikisinin de tabii ve fıtri olan-
dan bir sapma olduğu artık anlaşılmıştır. Artık insanlık tabii ve
fıtri olana dönmek zorundadır.

Mülk, ne ihtirasla «benim» denilerek sahiplenilmeli, ne de
mülk sahibi olmaya engel olunmalıdır. Mekke'nin tüccarlarına
söylenen söylenmelidir. Bir yandan manevi olarak mülkün asıl
sahibi hatırlatılarak ahlakileşme sağlanmalı, diğer yandan mad-
di olarak edinilen mülkler paylaşılmalıdır. Bunun kanuni sınırı
adil vergi ve denetlemedir. Her tür mülkün, her tür yoldan edi-

K A P İ T A L İ Z M İ N P A N Z E H İ R İ : L E H U ' L - M Ü L K | 195

nilmesinin önüne geçilmelidir. Piyasaya ahlak getirilmeli ve bu,
hukuk normları şeklinde müeyyidiye dönüştürülmelidir. Bunların
dışında mülk edinmeye dokunulmamalıdır.

Temel felsefe «lehu'l-mülk» olmalıdır. Yani mülk hiç kimse-
nin değildir, Allah'ındır. Buna göre aramızda adalete dayalı bir
düzen kurmalıyız. Mülkü herkesin yararına ve hiç kimsenin za-
rar görmeyeceği şekilde aramızda dolaştırmalıyız. Sadece zengin-
lerin elinde dolanıp duran bir devlet olmaktan çıkarmalıyız. Ne
mülkü en temel değer haline getirmeliyiz ne de mülk düşmanlığı
yapmalıyız. Ait olduğu yerde tutmalıyız. İnsanlık mülkten daha
değerlidir.

Dini, mülkün asıl sahibini sürekli hatırlatan bir ahlak menbağı
olarak yeniden değerlendirmeliyiz. Bir ocak işlevi gören din,
insanların hırslarını, batıl bağımlılıklarını, mal hırsı ve tahakküm
şehvetlerini frenler. Bir hadiste geçtiği gibi insanı sakinleştirir.
Gözünü mal ve mülk bürümüş insanları yumuşatır, ahlakileştirir,
imtihan, emanet, ahiret, kul hakkı, yardımseverlik, diğergamlık,
komşusu açken tok yatmama felsefeleri aşılar. İnsanı yırtıcı ol-
maktan çıkarır, «sosyal varlık» haline dönüştürür, müşterekliğe
özendirir, daima «ötekini» düşünmeyi teşvik eder. Bütün bun-
lara ülkeyi, toplumu, devleti inşa edecek olan «insanın» şiddetle
ihtiyacı vardır. Aslolan bir ülkenin insanını inşa etmektir. İnsan
sözkonusu olduğunda ise hemen yanı başındaki en önemli ocak
dindir. Ancak bu din, köhnemiş telakkileriyle «kurumsal din»
değildir. İlk doğduğu şekliyle, tertemiz bir vicdan ve merhamet
kaynağı ve ahlak menbağı olarak sahih ve dosdoğru fıtrat dinidir.

Bu bahsin ekonomiyle ne ilişkisi var denilebilir. Biraz
düşünüldüğünde bunun tam da ekonomiyle, parayla, malla,
mülkle ilgili olduğunu yakından görmekte zorlanmayız. «Helal»
ve «haram» kavramları dini kavram olmaktan öte bir şeydir. Hat-
ta doğrudan ekonomiyle ilgili olduğunu bile söyleyebiliriz. Ku-
rumsal kişiliğe değil, kurumları yönetecek, paraya, mala ve mülke
yön verecek, emaneti kullanacak «insana» hitabederek meseleyi
kökünden halletmenin yolunu gösterirler.

Demek ki, en değerlimiz en «erdemli» olanımızdır, isterse

Page 197

3 9 4 | M Ü L K Y A Z I L A R I

ve evlâdukum) olan, çer çöpe dönen bahçeye benzeyen, gelip ge-
çici bir zevklenmeden ibaret olan "dünya malı" elimize geçtiğin-
de şımarmamalı, geçmediğinde de kederlenmemeliyiz. Bilakis
"dünyada adalet" istemeli ve buna talip olmalıyız. Hemen sonra-
ki ayetlerde buna geçilir:

"Biz peygamberlerimizi söze dayalı apaçık delillerle gönder-
dik. Onlarla birlikte insanlıkta adalet daim yaşasın diye kitabı
ve mizanı indirdik. Ve kendisinde hem çetin bir sertlik, hem de
insanlar için birçok faydalar olan demiri indirdik. Bütün bunlar,
Allah'ın kendisine ve peygamberlerine içtenlikle/gıyabında yar-
dım edenlerin kimler olduğu bilinsin diyedir. Allah çok güçlü-
dür, üstündür; bundan hiç şüpheniz olmasın." (Hadid: 25)

Demek ki, dünyadan el etek çekmek bir yana, bilakis içine içi-
ne dalıp bir taraftan "hak ve adalet" istemeli, bunun için "kita-
bı" rehber almalı, insanlar arasında hassas teraziler (mizan) kur-
malı; sadece adaletten yana taraf olmalı, ayırımcılık, kayırımcılık
yapmamalı, adaletin "demir" yumruğunu sadece ve yalnızca zul-
me indirmeli, diğer taraftan da bunları yaparken oyuna, eğlence-
ye, süse, gösterişe, böbürlenmeye, güç ve zenginlik yarışına kendi-
mizi kaptırmamalıyız.

Güç (demir) elimize geçince şımarmamalı, geçmeyince de ka-
ralar bağlamamalıyız. Emvâl (mal, mülk) ve evlâd (adam, güç,
çevre, şan, şöhret) hırsından arınmalı ve fakat adalet coşkusu ile
dopdolu olmalıyız...

Hemen sonraki ayette de devrimci zahidliğin, miskin zahitliğe
(ruhbanlık) dönüşmemesi için dikkat çekeliyor ve uyarılarda bu-
lunuluyor;

"Sonra onların ardından öteki peygamberlerimizi gönder-
dik. Keza Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik ve
ona uyanların kalplerinde bir şefkat, sevgi ve merhamet meyda-
na getirdik. Rahipliğe gelince, onu onlar uydurdular. Biz onla-
ra böyle bir şey emretmedik. Allah'ın rızasını aramak amacıyla
böyle yaptılar, fakat gereğini de yerine getirmediler. Biz de içle-
rinden iman etmiş olanlara mükâfatlarını verdik, ama çoğu yol-

D E V R İ M C İ Z A H İ T L İ K | 3 9 5

dan çıkmıştı." (Hadid: 27)

Demek ki, zühd, ruhbanlık demek değil.

Zühd, ne olursa olsun bir yere gelmeyi (kariyerizm) ve içine
girdiği (makam, mevki, mal, mülk) kabının biçimini almayı red-
detmek demek. "Eline geçince şımarma, geçmeyince üzülme"
denmesinin anlamı bu...

Bunun için Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali
birer "devrimci zahid" idiler. Mal ve mülk önlerinde seriliydi, is-
teseler Karun gibi zenginleşmeleri içten bile değildi. Bilinçli bir
ideolojik duruş ve asil bir tavırla bambaşka bir yol tuttular ve ne
olursa olsun bir yere gelmeyi ve içine girdikleri kabın biçimini al-
mayı (kariyerizmi ve konformizmi) reddettiler.

Bunu anlamayanlar, bu dinden hiçbir şey anlayamazlar ve
"1400 yıl öncesine mi döneceğiz" der dururlar...

Demek ki, "Canım o zaman öyleydi, imkânlar azdı, fakr-u
zaruret içindeydiler, ama şimdi öyle değil..." diyorsanız fena
halde yanılıyorsunuz.

Tam tersi; fırsat ellerine geçtiği halde bile isteye böyle yaşadılar.

Çünkü eşya ile ilişkileri, varoluşsal duruşları farklıydı. Dünya-
nın tam içindeydiler. Evet, hatta üzerine üzerine yürüdüler ama
ona bambaşka bir yerden bakıyorlardı. Dahası tam bir Mü'min
yüreğine ve imanına sahiptiler. Allah'a güvenleri muazzam, ahire -
te imanları derin, ölümle yüzleşmeleri korkusuzdu. Malla, mülkle
kendilerini güvene ve garantiye alma derdine düşecek kadar "düş-
müş" değildiler. Şu kapitalist çağın insanları ve hatta Müslüman-
ları olarak onları anlamakta ne kadar da zorlanıyoruz değil mi?

Demek ki, zühd, tespih çekmekle, zikir yapmakla, abdestsiz
gezmemekle, sarıkla, cüppeyle, türbanla, kandil geceleriyle, gül
yağıyla, hacılara su dağıtmakla, Kâbe'nin örtüsünü değiştirmekle,
kırk kez hacca gitmekle ilgili bir şey değil.

Mülk (iktidar ve mal) ile kurduğun ontolojik ilişkiyle ilgili...

Eşyaya bağlanan, iktidara sığınan, güveni malda gören özgür

Page 198

272 | M Ü L K Y A Z I L A R I

olabilir mi, bununla ilgili...

Ne olursa olsun bir yere gelme (kariyerizm) ve geldiği yerde içi-
ne girdiği kabın biçimini alma (konformizm) ile ilgili...

Kuranı okuyun, hangi sayfada olursa olsun boyuna bizi bun-
dan kurtarmaya çalıştığını görürsünüz.

Müslümanların düştüğü yer burasıdır.

Kalkış da buradan olacaktır.

Similer Documents